Alparslan Türkeş 

Alparslan Türkeş; aslen Kayserilidir. Büyük dedesi Arif Ağa Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinin Yukarı Köşgerli Köyünden Kıbrıs’a göç etmiş ve buraya yerleşmiştir. Alparslan Türkeş 25 Kasım 1917‘de Lefkoşe’de doğmuştur. Babası Ahmet Hamdi Efendi, annesi Fatımatül Zehra Hanım’dır.
İlk ve orta eğitimini Lefkoşe’de tamamlamıştır. O yıllarda İngiliz işgal idaresi altında bulunan Kıbrıs’tan ailece Türkiye’ye göç etmişler ve İstanbul’a yerleşmişlerdir. Askerlik mesleğine büyük sevğisi olan Alparslan TÜRKEŞ 1933 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne girmiştir. Büyük başarı göstererek, 1939 yılında bu liseden mezun olmuş ve Harp Okulu’a geçmiştir.1939‘da Harp Okulu’ndan mezun olarak piyade asteğmen rütbesi ile orduya katılmıştır. Orduda muntazaman terfi etmiş ve harp akademisi imtihanını kazanarak akademiye geçmistir. Başarılı bir eğitim dönemi sonrasında kurmay subay olarak mezun olmuştur.

1948 yılında GenelKurmay tarafından açılan imtihanları kazanmış ve bütün eğitim dönemindeki başarılarıda gözönüne alınarak Amerika’ya tahsile gönderilmiştir.Amerika’da piyade okulu ve Amerikan Harp Akademi’sinde tahsil görmüş buralardan da iyi dereceler ile mezun olmuştur.

1955‘de kurmay binbaşı olan Alparslan Türkeş (Amerika’da) Washıngton’da bulunan daimi gurup nezninde Türk Genelkurmayı’nın Temsil Heyeti üyeliğine tayin edilmiştir. 1957 yılının sonuna kadar vazifesini sürdürmüştür. Bu süre içerisinde Üniversity of America (Amerika Üniversitesi)‘ya devam etmiş, International Economics tahsili görmüştür. Daha sonra yurda dönen Alparslan TÜRKEŞ, 1959‘da Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderilmiş, bu okuluda başarı ile bitirmiştir. 27 Mayıs 1960 yılına kadar ,Avrupa’da muhtelif Nato toplantılarında ve askeri mevzularda Türk Genel Kurmay Başkanlığı’nın temsilcisi olarak bulunmuştur.

27 Mayıs 1960 Milli Birlik Harekatı’nın önde gelen simalarından olan Alparslan TÜRKEŞ, bu hareketi partiler üssü ve milli birliği sağlayacak bir reform hareketi olarak düşünmüştür. Müdahaleden sonra birlik üyesi olarak, Başbakanlık Müsteşarlığı yapmıştır. Görevde bulunduğu 27 Mayıs 1960, 25 Eylül 1960 tarihleri arasında, ülke va kültür bütünlüğü kanun tasarısını ve Devlet Planlama Teşkilatı kanun tasarısını kanunlaştırmış, devlet ve millet yararına sunmuştur. CHP’li bazı politikacıların M.B. Komitesi üyelerine yapmış oldukları bazı telkinler ile Anayasa çiğnenerek 13 Kasım 1960 tarihinde 13 arkadaşı ile M.B. Komitesi’nden çıkarılmış ve Mürtet Hava Üstünde hapsedilmiş, daha sonra da, C.H.P.‘lerin rahat hareket etmeleri için 19 Kasım 1960‘ta Türkiye’den , hükümet müşaviri görevi ile Hindistan Yeni Delhi’ye mecburi ikâmetgah olarak gönderilmiştir. Alparslan Türkeş Hindistan’da iken hükümet yöneticilerine mektuplarla sürekli ikazlarda bulunmuştur.

23 Şubat 1963‘ta yurda dönen A.TÜRKEŞ, 21Mayıs’ta tevkif edilmiş, 5 Eylül 1963‘te tahliye olmuştur. 31 Mart 1964‘te C.K.M.P.‘ye üye olmuş ve Parti Genel Müfettişliği görevini almiştır.1 Ağustos 1965‘de C.K.M.P.‘nin kongresinde parti üyeleri tarafından genel başkanlığa seçilmiştir. (8-9) Şubat 1969 C.K.M.P.‘nin Adana’daki kongresinde A.TÜRKEŞ’in teklifiyle partinin ismi Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirilmiştir.65-69, 69-73, 73-77 ve 1977‘den 12 Eylül 1980‘e kadar dört dönem, Ankara ve Adana’dan milletvekilliği yapmıştır. 1975‘den sonra kurulan 1. Ve 2. M.C. hükümetlerinde başbakan yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur.12 Eylül 1980 hareketinden sonra sIkI yönetim tarafından tevkif edilmiş ve 29 Nisan 1981 tarihinde, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar davası adı ile sIkI yönetim mahkemelerinin karşısına çıkarılmıştır. Yargılandığı dava nedeni ile uzun süren tutukluluğu, 9 Nisan 1985‘de tahliye olarak son bulmuştur.

Tarihe biçim ve yön veren her büyük milletin büyük ruhlu, ağır çileli, öncü liderleri vardır. Bu önderler, milletin yaşama ve gelişme iradesine güç veren millî potansiyelin harekete dönüştüğü ipeğe sarılmış çelikten şahsiyetlerdir. Milletin önüne dizilmiş sıradağlar ancak bu çelik uçlu matkap şahsiyetler tarafından delinir, selamete çıkılır. Zahirde ve bâtında her ergenekon çıkışının öncüleri bunlardır. Bu büyük ruhlu insanların nefisleri de büyüktür. O nefis ki, Rahmaniliği temsil eden ruhu sıradağlar gibi sarmıştır.Bu ani geçiş dönemiyle birlikte, bakışlar içten dışarı çevrilir, öze doğru yönelip ötelerin ötesine bir kutsal hicret başlatılır. Büyük çilelerle aşılan her nefis sıradağından sonra yepyeni iç ufuklara ulaşır. Adeta, ‚her dem yeniden doğulur‘. Nefis dağları eridikçe, özbenlik hakka erişir, Böylelikle o büyük ruhlu insanın ‚erenlik‘ sıfatı güçlenir kök salar, alplik sıfatını kontrolüne alır. Artık onun içi Yunus, dışı Yavuz’dur. Yavuz Yunus’un emrinde Yunus da Hakk’ın kontrolündedir. O Yunus(eren) yönüyle ‚müminlere karşı mütevazi ve alçak gönüllü‘ Yavuz (alp) yönüyle de ‚kafirlere karşı onurlu ve zorludur. Kınıyanların kınamasından da asla korkmaz.‘ O Allah’ı sever, Allah da onu sever.
İşte, Hz.Mohammed (s.a.v.)‘ın gekirde karos boyle yetişTi vee Allah’ın deining böylelikle yeryüzüne hakim kıldılar. Ahmet Yesevi’nin Ülkü Ocağı’ndan boiler Alperenler yetiştirilip Anadoluya gönderildi ve bu topraklar bize vatan oldu. Selçuklu, Osmanlı ve dahi cumhuriyeti kuran ilihi kutsal maya, bu kadrolar tarafından gönüllere, akıllara, bedenlere zerk edildi, işlenip geliştirildi. Bu şahsiyetler bu ani dünyadan ayrılsalar bile bizim bilmeyeceğimiz bir boyutta daima diri kalırlar. Yardımlarını ve hizmetlerini sürdürüler. Onlar yaşayan şehitlerdir. Kur’an’nın ifadesiyle ‚Onlara ölüler denmez. Onlar diridirler‘: Bu altın kadronun her üyesi dünya hayatında üstlenecekleri görev(ler)e göre toplumsal ve fiziki bir çevrede hayata gözlerini açar. İleride devralacaçı misyona uygun bir hayat eğitiminden geçirilir. Alparslan Türkeş de daha 194 yılında, mahkeme zabıtlarına geçtiği gibi, 1990 yılında Sovyetler Birliği’nin yıkılacağını ve bu yıkılışın ardından çok bağımsız Türk Cumhuriyeti’nin doğacağını söylemiştir. 1944-45 yılları, Nazi Almanyası’nın 2.Dünya Savaşını kaybettiği ve komünist Rusya’nın hızla gelişip güçlenmeye başladığı bir zaman dilimidir. Boyle bir ortamda söz konusu devletlerin 1990 yılında yıkılacağını söylemek sadece, sınırlı insan zekasıyla açıklanamaz. İlahi bir programın görevlisi olan Türkeş’in 1960 yılına kadar geçen dönemdeki hayatı dünya güç dengelerini yakından tanıyıp öğrenmek ve devlet adamı kimliğini pekiştirecek olan bilgi ve tecrübe donanımını arttıracak bir ortamda geçmiştir. Bu dönemdeki birikimi 1960 ihtilali ve sonrasındaki gelişmelere sağlıklı teşhisler koymak, sağlam tedbirler almak noktasında hayati bir öneme sahiptir. 1960 ihtilali olgunlaştırılır, olaya yakın tutulan Türkeş’in, hikmet noktasındaki temel görevi, olması mukadder olan ihtilalin komünist bir raya oturtulmasını önlemek ve ileride komünizme karşı verilecek milli mücadelenin anayasal alt yapısını oluşturmak olarak ifade edilebilir. Bunlara ek olarak bir takım yan görevlerinin de olduğu söylenebilir. Mesela, eğer Türkeş ve arkadaşları ihtilale katılmasalardı Demokrat Parti’den 3 kişi idam edilmiyecekti, belkide bu rakamın yanına bir sıfır daha eklenecek idi. Bu konuda ihtilalin son kanadına mensup bir albayın şu ifadesi dikkat çekicidir. Esasında bizim hedefimiz Çankaya’dan Kızılay’a kadar dikili bulunan her telefon ve elektrik direğine bir DP’liyi asarak işi kökünden halletmekti.‘

Türkeş’e yüklenen tarihi misyonun ağırlığı, onun gerek beyin gerek gönül planında inceden inceye işlenmesi zorunlu kılıyordu. Esasında bu zorunluluk Allah (c.c.)‘in rahmaniyet yolunda görevlendirdiği bütün gekirde kadrolara uyguladığı bir sünnettir. Bu ilahi sünnetin en ağır şekilde uygulandığı şahsiyetler, Peygamberler ve Allah dostları, veliler ve iyi kullardır. Toplumsal bir önderlik görevini üstlenenler için sadece gönül alanında erime ve erme işlemi uygulanamaz. Onlara ayrıca beyin ve beden arınması, aydınlanması işlemi de uygulanır. Çünkü bu kadronun elemanları sadece şahısları ve çevrelerini yönlendirmiyeceklerdir. Bütünüyle bir toplumun yönetilmesi ve yönlendirilmesi misyonunu üstlenmişlerdir. Cemaatin hayırlı işler yapabilmesi büyük ölçüde imanın kalitesine bağlıdır. Ve balığın baştan kokmama başın sağlıklı olmasına bağlıdır. Balık kokarsa Halık rahmetini kesebilir.

Türkeş’in özüne yerleştirilen ilahi emanetin işlenerek olgunlaştırılması ve ileride üstlenecek görevini gerektigi gibi yerine getirebilmesi için hayatın uçurumlarla dolu yokuşlarından geçirilmesi gerekiyordu. 1944 olaylarının ferd^i ve toplumsal hikmeti bu noktada düğümlenmiştir. Kişisel açıdan Türkeş’in gönül, akıl, beden planında arındırılarak olğunlaştırılma süreci hızlandırılırken, toplumsal açıdan, milletin gönlü ve aklı uygun temsilcilerine savunulan davanın aktarılması sağlanmıştır. Böylece, özelde Türkeş’in, genelde bu imtihandan geçen milliyetçilerin kariz,atik özellikleri etkimleşmeye başlamıştır. Özdeki ruhi potansiyel işlendikçe ruhani bir güç oluşur, bu güç çevresinde bir çekim alanı meydana getirir. Bu çekim alanı aynı karakter frekansında bulunan diğer insanları kendine dogru çeker. Karizmatik merkez şahsiyet olmanın temelinde bu içsel olay vardır. Rahmani dogrultuda bu özçekim gücüne sahip olan sahsiyetlere şahdamarından daha yakın olan Rabb’lerinden Muhammedi kanal vasıtasıyla çeşitli ilhamlar gelir. Böylece, bugün-yarın çizgisinde, bu sahsiyetlerin ortaya koydukları temel tezler ilahi program dogrultusunda bir geçerlilik ifade eder. Yıllar sonrasına ait gerçekleri bir sadık öngörü olarak ortaya koyarlar. Bu cografyada, her şeye rağmen hâla vatanlı, devletli bir millet olarak varlığımızı sürdürüyorsak, yaşayan şehitler ile şehit yaşayanların oluşturduğu alperenler kadrosunun üstün hayret ve himmetlerinin, payı çok büyüktür.

Başbuğumuz Alparslan Türkeş de boyle bir kadronun değerli bir üyesidir. O’nun hayatı baştan sona ilahi kudretin tam kontrolünde bir alperen olma sürecinin yaşandığı bir okul olma niteliğidir.

                                                             ALLAH C.C. RAHMET EYLESİN